Kâbus geri mi döndü?

Kâbus geri mi döndü?

Görülen o ki nükleer kabus hiçbir yere gitmemiş; Demokles’in kılıcı gibi bıraktığımız yerde duruyor!

Savaş rüzgarlarının kasırgaya dönüştüğü şu günlerde taraflar nihayet niyetlerini ortaya koydular. Aslında niyet demek doğru olmaz, son kozlarını masaya sürdüler demek daha doğru. Batı, en ağır ekonomik yaptırımları uygulamaya hazırlanırken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusuna nükleer gücünün “özel alarma” geçirilmesini emretti. Bunun, Rusya’nın Stratejik Füze Kuvvetleri için en yüksek alarm seviyesi olduğu belirtiliyor.

Bu tehdit, uzmanlar tarafından, Rusya’nın nükleer gücünü kullanmaktan çok bu üstünlüğünü ortaya koyarak, NATO’ya bir uyarıda bulunmak amacı güttüğü yönünde değerlendiriliyor. Nükleer silah kartını çekmek aklın önereceği bir yol değil; bu dünyayı topyekûn bir savaşa sürükleyebilecek boyutta çok çılgın bir seçenek. Ancak etkisi hemen görüldü ve taraflar soluğu sınırda aldılar ve böylece bir türlü gerçekleştirilemeyen müzakereler de başlamış oldu.

Açıklamada, “Ukrayna heyetinin, Rus heyetiyle Ukrayna-Belarus sınırında, Pripyat Nehri yakınında önkoşulsuz görüşme yapması konusunda mutabık kalındı” denildi.

Pripyat Nehri, bize hiç yabancı değil; onu nereden hatırlıyoruz?

Onu hatırlıyoruz, Tarihin en büyük reaktör kazasına sahne olan Çernobil Nükleer Santrali, Ukrayna’nın Kuzeyinde, Kiev yakınlarında Pripyat Nehri üzerinde kurulmuştu.

Ve şimdi, son dakika haberlerinde Ukrayna’daki bir başka nükleer santral büyük risk altında; Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olduğu belirtilen Zaporijya Nükleer Santrali’nin bulunduğu bölgede çatışmalar çıktığı ve bunun sonucunda nükleer santralde yangın çıktığı bildiriliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndan yapılan açıklamada ise olayda iki kişinin yaralandığı ancak herhangi bir radyoatkif sızıntı olmadığı bilgisi yer almakta.

Talihsizlik tacı artık Ukrayna’nın

İkinci Dünya Savası yıllarının en talihsiz ülkesi tartışmasız Polonya’dır. Naziler tarafından işgal edilmesi ve halkının mağduriyeti yetmiyormuş gibi ülkenin hemen her köşesi ölüm kampları ile donatılmış, milyonlarca masum insan kanı Nazi çizmelerinin altında Polonya topraklarına akmıştı; Krakow’da, Varşova gettolarında, ölüm kamplarında sessiz ruhlar kayıp yakınlarını ve kaybolan yaşamlarını aramayı sürdürürken bu kez talihsizlik tacı da el değiştirerek, Yalta’da Ukrayna’nın başına konulacaktı.

4-11 Şubat 1945’te gerçekleşen Yalta Konferansı için üç lider, ABD Başkanı Franklin Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet lideri Joseph Stalin, dünyanın geleceğini belirlemek üzere Kırım’daki bir tatil beldesinde bir araya geliyorlar.

İşte o günden bu yana Ukrayna talihsizlik tacının yeni sahibi.

Yalta, Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin Güney kısmında, Karadeniz kıyısında yer alan bir sahil şehri. İkinci Dünya Savaşı’nın sonucu ve dünyanın geleceği, bu şehirde yapılan ve Yalta Konferansı olarak tarihe geçen konferans ile belirleniyor. Konferansın yapıldığı mekan ise bir zamanlar Rus Çarı 2. Nikolay’ın yazlık sarayı olan Livadia Sarayı.

Konferansta, savaş sonrası küresel ölçekte barışı sağlaması amacıyla “Birleşmiş Milletler”in şekillendirilmesi ve daimi üyeler olarak Amerika, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’ya oylama sonucuna bakılmaksızın alınan kararları veto etme yetkisinin verilmesi de burada kararlaştırılmış.

Ancak sonraki birkaç ay içinde siyasi durum büyük ölçüde değişiyor; Roosevelt nisan ayında beyin kanaması geçirip ölüyor ve yeni Başkan Harry Truman ise şahin bir profil.

Bu arada Hitler intihar edecek ve mayıs ayında Almanya koşulsuz teslim olacaktır ama bu teslimiyet ABD’nin yeni gizli silahını denemesine engel olmaz ve dünya iki atom bombasının iki farklı Japon kenti üzerine atılmasını nefesini tutarak izlemek zorunda kalır.

Yalta’da varılan anlaşma, barış yerine nükleer silahların gölgesinde dünyayı 40 yıl boyunca ideolojik kamplara bölecek iki süper güç üretecektir. Savaşın bitiminden iki yıl sonra ABD’nin şahin başkanı, kendi adıyla anılan ve Sovyet yayılmacılığını sınırlama amacını güden “Truman Doktrini”ni ilan eder ve nükleer silahlar gölgesinde Soğuk Savaş da resmen başlamış olur: 12 Mart 1947.

Soğuk Savaş ile iki kampa bölünmüş dünya denkleminde Ukrayna’nın şansına ise SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) düşecektir.

Ve Çernobil

Soğuk Savaş’ın başlamasının üzerinden 40 yıl geçer.

1986 yılının 28 Nisan sabahı, İsveç Forsmark nükleer santraline giriş yapmakta olan personel çok garip bir durumla karşılaşıyor. Önce reaktörden kaynaklanan bir sorun olduğunu düşünüyorlar ama sonra anlıyorlar ki sorun içeriden değil, beklenenin aksine reaktör dışından geliyor.

Daha sonra öğreniyoruz ki, birkaç gün önce, 25 Nisan 1986 gece yarısı, Çernobil yakınlarındaki 4 No’lu reaktörde test yapılması sırasında büyük bir patlama olmuş ve dünya bu patlamayı Ukrayna üzerinden kalkıp İskandinavya üzerinde seyahat eden radyasyon yüklü bulutlardan öğreniyor.

Soğuk Savaş, bundan üç yıl sonra 3 Aralık 1989’da fiili olarak sona erecektir. Bu 40 yıllık trajedinin bitmesinde Çernobil hikâyesinin bir rolü var mıdır, bilinmez ama 1991’e gelindiğinde Ukrayna artık bağımsız bir ülke statüsündedir!

 

Soğuk Savaş’ın mirası: Nükleer silahlar

Soğuk Savaş’ın bitimi ile birlikte dünya geneline yayılmış nükleer silahların da akıbeti sorgulanmaya başlanıyor ve beraberinde nükleer enerjinin barışçıl amaçlar dışında kullanımını yasaklayan bir dizi antlaşmalar yapılıyor. Türkiye bu antlaşmalara imza atmış bir ülke.

Ama daha önce 1 Haziran 1968’de, nükleer silahsızlanmanın sağlanması amacı ile, kısa adı NPT (Treaty on the Non-proliferation of Nuclear Weapons) olan antlaşma imzalanarak 5 Mart 1970’te yürürlüğe girmişti.

Bu antlaşma ile ilk nükleer denemesini 1 Ocak 1967 tarihinden önce yapmış olan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin nükleer silah bulundurma hakkına sahip oluyor. Ve bu ülkeler, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de daimi üyeleri.

2018 verilerine göre bugün dünya genelinde nükleer silahlara sahip dokuz ülke bulunuyor. En fazla nükleer silah sayısı açık arayla Rusya (6850) ve ABD (6450)’ye ait. Diğer ülkeler silah sayısına göre Fransa (300), İngiltere (215), Çin (280), Pakistan (150), Hindistan (140), İsrail (80) ve Kuzey Kore (20).

Bunların büyük çoğunluğu soğuk savaş döneminden kalma silahlar.

Çernobil Nükleer Santrali ise 1986 yılında kazadan hemen sonra boşaltılmış ve bu trajedi, insanlık tarihine insanın kendi eliyle geliştirdiği teknolojinin karşısında çaresizliğinin simgesi olarak geçmişti.

Bugün Ukrayna’da halen 15 reaktör faaliyette ve enerjisinin yüzde 55’i bu reaktörlerden sağlanıyor. İki reaktör de inşaat hâlinde, gelecekte devreye girecek.

Yanlış okumadınız, hepsi Ukrayna’da ve Çernobil’in ok atımı uzağında.

Şimdi Ukrayna savaşta, gece- gündüz bombalanıyor.

Görülen o ki nükleer kâbus hiçbir yere gitmemiş; Demokles’in kılıcı gibi bıraktığımız yerde duruyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.